büyütmek

v. make big, enlarge, amplify, magnify, exaggerate, grow, raise, bring up, nourish, dramatize, overstate, soup up, aggrandize, augment, dilate, enhance, expand, foster, glorify, greaten, make the most of, nurture, rear, blow up
--------
büyütmek (silindir)
v. rebore
* * *
1. enlarge 2. expand

Turkish-English dictionary. 2013.

Look at other dictionaries:

  • büyütmek — i 1) Büyük duruma getirmek, genişletmek 2) Yetiştirmek, bakmak Büyüt bu fidanı ey genç / Hazır yeşermişken. B. Necatigil 3) mec. Abartmak, mübalağa etmek Bir ara yine işi büyüttüğüne, hayale kapıldığına hükmetti. R. H. Karay …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gözünde büyütmek — bir kimseyi, olayı veya şeyi abartmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ulğaytmak — büyütmek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • izam etmek — büyütmek, abartmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bedütmek — büyütmek, II, 300, 301 bey, koca, evli erkek, I, 22, 35, 48, 49, 54, 64, 70, 78, 81, 82, 89,97,103, 168, 178, 182 …   Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini

  • TECHİR — Büyütmek. * Genişletmek …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • Ozan Güven — Born May 19, 1975 (1975 05 19) (age 36) Nuremberg, Germany Ozan Güven (born 19 May 1975 in Nuremberg[1]) is a Turkish actor. Biography Ozan Güven graduated in Modern Dance from Mimar …   Wikipedia

  • büyültmek — i 1) Bir şeyi büyük duruma getirmek, büyütmek Masayı büyültmek. Odayı büyültmek. 2) Resim, harita vb.nin daha büyük örneğini yapmak Fotoğraf büyültmek. 3) mec. Abartmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • büyütme — is. 1) Büyütmek işi 2) Birisi tarafından yetiştirilmiş kimse O, filancanın büyütmesidir. 3) gök b. Uzakta duran cisimlere dürbün vb. bir araçla bakıldığında cismi gören açının çıplak gözle bakıldığı zamanki açıya oranı …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz — is., anat. 1) Görme organı 2) Bazı deyimlerde, görme ve bakma Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin. 3) Bakış, görüş Bu sefer alacaklı gözüyle baktım. 4) Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak Asıl felaket bu pınara sırt… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kurmak — i, ar 1) Bir şeyi oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk. F. R. Atay 2) Hazırlamak Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak. R. H. Karay 3) Yaylı, zemberekli… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.